Bel ağrıları en sık karşılaşılan ağrı sebebidir. Erişkinlerin %80'i ömürlerinin bir döneminde en az bir kez bel bölgesinde ağrıdan yakınmaktadır. Bel ağrıları şiddetli ya da uzun süreli olduğu zaman kişilerin hayat kalitelerini belirgin şekilde azaltmaktadır. İş gücü kayıplarının en önemli sebeplerinden biri bel ağrılarıdır.

Bel ağrıları kaslar, bağlar gibi yumuşak dokuların zorlanması gibi basit ve geçici sebeplere bağlı olabileceği gibi,
Omurlar ve disklerin hastalıkları gibi daha önemli ve tedavi gerektiren sebeplerden de kaynaklanabilir. Yada nadir de olsa tümör, enfeksiyon, kırık gibi çok daha ciddi ve hayatı tehdit edici sebepleri olabilir.
Bel ağrılarının önemli bir kısmında ağrının sebebi bulunamaz. Çok sık görülen ve sadece bel ağrısı olarak isimlendirebileceğimiz bu tür ağrılar hemen daima 4-8 hafta içinde kendiliğinden ya da basit tedaviler ile iyileşirler.
Bu sebeple erken dönemdeki bel ağrılarında ciddi bir rahatsızlık düşünülmüyorsa ileri tetkiklere ve görüntüleme yöntemlerine gerek yoktur.
Bel ağrılarının çok küçük bir kısmı iltihabi romatizmal hastalıklara, bazı infeksiyon hastalıklarına, karın içerisindeki organların hastalıklarına ya da tümörlere bağlı olabilir.
Bel ağrılarının büyük çoğunluğu mekanik olarak adlandırılan bel çevresi yapıların zorlanması, bel fıtıkları, omurların kaymaları ya da doğumsal bazı omurga sorunlarına bağlı sebeplerden kaynaklanır.
Fıtıklar, kireçlenmeler, kaymalar, kanal darlıkları pratikte en sık karşılaşılan ve tedavide büyük ölçüde zorluklarla karşılaşılan bel ağrısı sebepleridir.
İleri tetkik ve tedavi gerektiren bel ağrısı sebepleri şöyle sıralanabilir;

Günümüzde bel bölgesini ayrıntılı olarak görüntüleyebilen bilgisayarlı tomografi (BT) ya da manyetik rezonans (MR) gibi inceleme yöntemleri bulunmasına karşın,
bel ağrısı olan hastaların büyük çoğunluğunda erken dönemde bu tetkikleri istemenin bir faydası olmamakta, hatta yanıltıcı sonuçlar alınabilmektedir. Hiç bel ağrısı olmayan sağlıklı insanların yarıya yakınında MR ile bel fıtığı şeklinde bozuklukların saptanabileceği ama bunların hiçbir şikayete sebep olmayabileceği bilinmektedir.
Bel ağrılarının sebebi ne olursa olsun bu ağrıyı hafifletmek ya da önlemek mümkündür.
Bel ağrılarına yol açan sebepler belirlendikten sonra sebebe yönelik girişimler dışında günlük yaşamda belin nasıl kullanılacağının öğrenilmesi tedavinin ve ileriye yönelik korumanın en önemli ögesini oluşturur. Ağrının şiddetli olduğu dönemde ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar yarar sağlayabilir. Zannedilenin aksine, ağrı sebebi ile hareketi kısıtlamak ve uzun süre istirahat etmek ağrının uzamasına sebep olabilmektedir. Bu sebeple, omurga kırıkları ya da sinir basısı gibi ciddi sorunlar dışında birkaç günü aşan yatak istirahati önerilmemekte ve hastaların bir an önce aktif yaşama dönmeleri tercih edilmektedir.

Bel ağrılarının çok sık tekrarlayabildiği göz önüne alındığında asıl tedaviyi belin doğru kullanılmasının öğrenilmesi ve düzenli egzersiz yapılması oluşturmaktadır. Ailevi ve mesleki mutsuzluğun çok sık görülen bir bel ağrısı sebebi olduğu ve özellikle ağrının sürekliliğine yol açtığı da unutulmamalıdır.
Bel omurgasının en önemli görevleri vücut yükünü taşımak, esnekliğini sağlamak ve omurilik ve devamı olan sinir sistemine yataklık etmektir. Bu görevlerin yerine getirilmesi için sağlıklı omurlar ve disklerin yanı sıra güçlü kaslara da ihtiyaç vardır. Başta bel, karın, kalça olmak üzere, bel çevresi kasların güçlü olması bu bölgeye daha az yük binmesine ve daha az zorlanmasına yol açacaktır.
Bel bölgesi düz olmayıp, arkaya bakan bir açıklığı bulunmaktadır. Bu açıklığa lordoz yada bel çukurluğu adı verilir. Bu çukurluğun artması omurganın arka grup eklemlerine daha çok yük binmesine sebep olur, azalması ise disklere binen yükü artırır. Bel çukurluğunun normal olması omurlar, diskler ve çevre yapıları zedelenmeye karşı koruyucu etki yapar.
Diskler omurları birbirinden ayıran ve üzerine binen yükü emen yumuşak kıvamlı yastıkçıklardır. Her birinin çekirdek bölümü jel kıvamında olup, daha kalın liflerden oluşan bir dış halka ile sarılmıştır. Disk çekirdeğinin içindeki sıvı, omurların diskler üzerinde öne ve arkaya kaymasını, bu şekilde bel omurgasının eğilmesini ve hareket etmesini sağlar.
Bel ağrısı şikayeti olan hastaların çok büyük bir kısmında, yukarıda belirtilen yapılardan hangisi ya da hangilerinin ağrının sebebi olduğunu söylemek mümkün değildir. Çok az sayıda hastada, disklerin yırtılması ile ortadaki çekirdeğin dışarı doğru fıtıklaşıp baskı yapması (bel fıtığı) veya omurlar arası eklemlerin kireçlenmesi sonucu sinirlerin ya da omurganın sıkışmasının bel ağrısına yol açtığı söylenebilir.

Günlük yaşantıda uyuma, ayakta durma, oturma, eğilme, dönme gibi çok tekrarlanan hareketlerin doğru yapılması ve bunların alışkanlık haline getirilmesi bel bölgesini etkileyen zorlanmaları büyük oranda azaltacaktır.
Kötü pozisyonda durmak, bel oyuğunun normal açısını bozarak ağrıya yol açabilir. Öne eğilmek disklerin dış halkasına fazla basınç yaparken, geriye doğru beli esnetmek omurganın arkasında bulunan küçük eklemlerde baskıya ve ağrıya sebep olur. Bu durum bel kaslarında "spazm" olarak adlandırılan aşırı gerginliğe yol açarak, ağrının daha da artması ile sonuçlanır.
Bel çevresi kaslarının güçlendirilmesi ve bu kaslara esneklik kazandırılması bel çukurunun normal açısının korunmasını, omurlar ve diskler üzerine binen vücut yükünün kaslara aktarılmasını sağlar. Bu egzersizlerin etkili olabilmeleri için doktorunuzun önerdiği şekil ve sürede yapılmaları gerekir.
Sağlıklı günler dileriz...
Diğer Faaliyet Alanlarımız
Yaşlı Bakımevi , Rehabilitasyon Merkezi ve Fizik Tedavi , Kuru İğne Tedavisi

Migren toplum sağlığı açısından, hayat kalitesini düşüren en önemli hastalıklardan biridir. Amerikan istatistiklerine göre migren her yıl yaklaşık 13 milyar dolarlık işgücü kaybına neden olmaktadır. Toplumda oldukça sıktır. Her 100 kişiden 16'sında migren görülmektedir.
Migrenin nedenlerinin en başında genetik faktörler gelir. Ailenizden birinde migren varsa migren hastası olma olasılığınız % 40’tır. Hem annesi hem babası migren hastası olan bir kişi ise %75 oranında migren şikâyetleri yaşayabilmektedir.
Migren ağrısının nedenlerinden biri de de hormonal değişimlerdir. Bu nedenle migren, en sık kadınlarda görülür. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre 3 kat fazla olan migren atakları özellikle adet dönemlerinde hormonal değişimden dolayı şiddetini artırabilir.
Migrende tipik olarak bulantı, kusma, ses ve ışıktan rahatsız olmanın eşlik ettiği şiddetli ve tekrar eden baş ağrıları vardır. Aşağıdaki soruların hepsine yanıtınız evet ise yüksek olasılıkla migreniniz vardır;
Baş ağrısı ile birlikte;
Baş ağrısı, migrenin belirtilerinden yalnızca biridir. Genellikle tek taraflı, yoğun ve zonklayıcı tarzda bir baş ağrısıdır.
Görme bozuklukları; kör noktalar, parlayan ışıklar, görmenin bozulması veya zig zag şekiller görülebilir. Aura olarak adlandırılan bu belirtiler migrenlilerin yalnızca %10′unda görülür. Aura ile birlikte olan migrene klasik migren denir.
Migren bir dışlama tanısıdır, yanı bir hastaya migren teşhisi konabilmesi için baş ağrısına sebep olabilecek başka bir sorunun olmadığının ortaya konması gereklidir.
Bunun için baş ağrısının öyküsü, süresi, eşlik eden semptomların varlığı ve nörolojik durumun değerlendirilmesi şarttır. Tüm bu bulgular migren ile uyumlu ise beyin görüntülemesi (MR veya tomografi) şart değildir ve sadece arada kalınan vakalara önerilebilir.
İstatistikler göstermektedir ki, bir yıldan daha uzun süre tekrarlayan migren şeklinde baş ağrıları olan hastaların çok azında (0.001) beyin MR' ında anormallik izlenmektedir.
Tetikleyiciler kişiden kişiye değişmekle birlikte en sık görülenler aşağıda yer almaktadır:
Migren habercisinin (aura) olup olmamasına göre iki şekilde olur.
Aura, migren baş ağrısının gelmesinden önce ortaya çıkan nörolojik belirtilere verilen isimdir. Bu yakınmalar migrenin ön habercisidir.
Aura döneminde hasta, görme bozukluğu, bir tarafı görememe, ışıklar görme, vücudun bir tarafında uyuşma veya güç kaybı, kelime bulma veya konuşma güçlüğü şeklinde yakınmalar hisseder.
Bu şikayetler yaklaşık yarım saat sürdükten sonra yerini baş ağrısına bırakır. Bu şekilde olan migrene auralı migren adı verilmektedir.
Bazı hastalarda aura dönemi, baş ağrısı ortaya çıkmaksızın da olabilir. Auralı migren hastalarında sıklıkla aurasız ataklar da olur. Auralı migrenin özelliği, hastalarda inme riskinin aurasız migrenlere göre daha fazla olmasıdır.
Bu risk özellikle sigara içen ve doğum kontrol ilacı kullanan hastalarda daha da fazladır.
Aurasız migrende ise yukarıda belirtilen yakınmaların olmadan baş ağrısı atakları olmaktadır. Bu tip migren auralı migrene göre daha sıktır.
Baziler migren, migrenin daha nadir görülen bir alt tipidir.
Bu tip migrende ataklar sırasında beyin sapı ve görme alanında fonksiyon kaybı olduğu için hastalarda çift görme, peltek konuşma, denge kaybı, bulanık görme, vücudun bir tarafında uyuşma ve bazen bilinç kaybı ortaya çıkabilmektedir.
Ataklara sıklıkla baş ağrısı eşlik edebilmekle birlikte, baş ağrısı olmaksızın da ortaya çıkabilmektedir.
Baş ağrısının olmadığı hastalarda atakların beyin damar tıkanıklığına bağlı olmadığının gösterilmesi gerekir.
Bu nedenle hastalara beyin MR ve MR anjio incelemelerinin yapılması önerilir.
Migren ağrısını tümüyle tedavi etmek mümkün olamasa bile şikayetlerinizi büyük ölçüde ortadan kaldırılabilir, biz kliniğimizde migren hastalarına yönelik ilaç tedavilerinin yanında İMS, akupunktur, biofeedback, RF diatermi, diğer fizik tedavi uygulamaları bazen BTX enjeksiyonları gibi tedavileri uygulamaktayız.
Uygun tedavi ile hastalar migren ataklarından kurtulabilirler. Migren tedavisinde tanıs konduktan sonra ağrılar seyrek ise; ağrı ataklarını geçirmeye yönelik kriz tedavisi planlanır.
Haftada 1-2 kez veya daha fazla atak olduğunda koruyucu tedavi yapılmalıdır.
Migren tedavisinde bazen sadece migreni tetikleyen faktörlerin (açlık, uykusuzluk, hormon kullanımı gibi) ortadan kaldırılmasıyla ağrı atakları kaybolabilir veya sıklığı, şiddeti azaltılabilir.
Aynı şekilde uzman kontrolünde kullanılan ilaçlar da migren tedavisinde çok önemlidir.
Botox enjeksiyonları migren ataklarını ortadan kaldırabilir. Tetik nokta enjeksiyonları, akupunktur, Kuru İğne İMS, sinir blokları ilaçsız tedavi yöntemleridir ve hastaların önemli bir kısmında semptomların kontrol altına alınmasını sağlar.
Sağlıklı günler dileriz...
Diğer Faaliyet Alanlarımız
Yaşlı Bakımevi , Rehabilitasyon Merkezi ve Fizik Tedavi , Kuru İğne Tedavisi
En Sık Görülen Baş Ağrısı Türleri aşağıdaki gibi sayılabilir.
Sadece baş ağrısı değil, bir hastalıktır. Zonklayıcı baş ağrısı; ışık, ses ve koku hassasiyeti; bulantı ve kusma olur. Orta ve ağır şiddetli ağrıları vardır. Stres, hormonal durum, hava ve uyku değişimleri, bazı yiyecekler atağı başlatabilir. Genetik yatkınlık vardır. Kadınlarda daha sık görülür. Üreme döneminde sık olmakla birlikte her yaşta görülebilir
Toplumun %90’ı hayatlarının bir döneminde gerilim tipi baş ağrısı çekmektedir. Başta ağırlık, sıkışma, basınç hissi vardır. Dikkat ve konsantrasyon güçlüğü, boyun ense ağrısı vardır. Ağrı hafif – orta (günlük yaşamı sürdürmeyi engellemez) seviyededir. Kötü duruş, stres, iş baskısı, günlük hayatın sorunları, sosyal ve ekonomik sıkıntılar en önemli sebeplerdir. Sıklıkla başın alın bölgesinde ensede sıkıştırma gerginlik uyuşma basınç şeklinde tarif edilir. Günün herhangi bir zamanında başlayabilir ancak akşam saatlerinde daha sık ortaya çıkan baş ağrısıdır. Stres, kaygı, yoğun iş temposu, uzun süre bilgisayar başında kalma, yoğun ders çalışma gibi durumlar ağrıyı tetikler. Bu ağrı kısa süreli birkaç saat ve bir iki gün sürebilir bazen günlerce sürebilir.
Migrenle karıştırılır. Migrenlilerin yarısı sinüzit olduğunu düşünür.Göz ve burun çevresinde ağrı, tıkalı burun olur. Ateş eşlik edebilir.

Özellikle genç erkeklerde görülür. Tipik özellikleri vardır.Tek taraf göz ve şakakta çok şiddetli ağrı olur. Ani başlayıp biter. Çoğunlukla yılın 1-2 ayı, günün aynı saatlerinde tekrarlayan, 1 saat kadar süren ritmik ağrılardır. Terleme ve yerinde duramama tipiktir. Küme baş ağrısı daha az sıklıkta görülen birçok ağrı kesiciye yanıtsız bir baş ağrısı çeşididir. En belirgin özelliği kişinin ağrısının yılın belirli dönemlerinde hep aynı saate aynı sürede ve aynı şekilde ortay çıkması, ağrı göz çevresinde gözün arakasında oyucu bir ağrı ve çok şiddetlidir, bu baş ağrısı ile birlikte kişinin göz kapağında şişme, gözünde kızarma, yaşarma, burunda akma görülür
Baş ağrısı ön planda değildir. Sadece karın ağrısı, bulantı ve kusma ataklarıyla seyredebilir.Hassas, çekingen çocuklarda ılımlı baş ağrısı, karın ağrısı, kusma atakları, araba tutması, gaz ve kolik olabilir.
Adet kanaması öncesi- ortası -sonrası ataklar görülür.Tipik migren ağrıları ve şişkinlik, sinirlilik, karın ağrısı olur.
Ayda 15 günden fazla süren baş ağrılarıdır. Tüm ya da yarım baş ağrısı, boyun-sırt ağrıları olur. Yorgunluk, depresyon, mutsuzluk vardır.
Ağrı daha çok boyunun üst tarafındadır. Omuz başlarını etkileyebilir, çene ve alın gibi başın diğer bölgelerine yayılabilir. Dinlenmekle kısmen geçer. Boyna sıcak havlu konulması ya da masaj ağrıyı hafifletebilir. Ağrı; ensede, şakaklarda, alında ya da göz kürelerinin arkasında hissedilebilir. Tek taraflı ya da iki taraflı olabilir. Ağrı boyun hareketleri ve uzun süre boynun eğik tutulması (bilgisayar kullanma, el işi, yazı yazmak) ile artar.
Baş ağrısının altında ciddi olabilecek birçok neden olabilir. Beyin tümörleri yavaş ve sinsi şeklinde büyüdükleri için kişinin yavaş başlayıp günler aylar içinde giderek aratan baş ağrısı ortaya çıkabilir, baş ağrı sabahları belirgindir ve bulantı kusmada eşlik edebilir. Ateş, bulantı, kusma davranış ve kişilik değişikliği ile birlikte olan baş ağrılarında menenjit dediğimiz beyin zarlarının iltihabı ile ensefalit dediğimiz beyin iltihabı olabileceği akılda tutulmalıdır.
Sağlıklı günler dileriz...
Diğer Faaliyet Alanlarımız
Yaşlı Bakımevi , Rehabilitasyon Merkezi ve Fizik Tedavi , Kuru İğne Tedavisi
Ozon tedavisi çeşitli hastalıkların tedavisinde ozon gazının kullanılmasıdır. Ozon, oksijenin (O2) üç atomlu (O3) halidir. Ozon tedavisi daima saf ozon ve saf oksijenin karışımı şeklinde kullanılır.
Ozon tedavisine bu konuda eğitim almış doktorun kararıyla (hastanın ve hastalığın durumu, tıbbi endikasyonu göz önünde bulundurularak) başlanmalıdır..
• Tıbbi ozonun iyi bilinen bakteri öldürücü, mantar öldürücü ve virüs çoğalmasını önleyici özelliği vardır. Bu nedenle bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde, iltihaplanmış yaraların dezenfeksiyonunda kullanılır.
• Kan dolaşımını arttırma özelliği vardır. Dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde kullanılır.
• Düşük dozlarda kullanıldığında, vücudun direncini arttırır, bağışıklık sistemini aktive eder. Bağışıklık sisteminin zayıf olduğu veya bozuk olduğu hastalara ozon uygulanmasında çok başarılı sonuçların alınmasını sağlar.
Akciğer ve karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları, şeker Hastalığı, cilt hastalıkları, kanser hastalıkları, ortopedik rahatsızlıklar, diş ve diş eti hastalıkları, bağırsak hastalıkları, kadın hastalıkları ve cinsel sorunların tedavisinde de ozondan faydalanılır.
Fibromiyalji gibi kronik ağrıların yorgunluğun giderilmesinde kullanılır. Çağımızda birçok kişinin ortak derdi olan sürekli olarak kendini yorgun, bezgin hissetme durumu ozon yardımıyla giderilir.
Ayrıca kanser ağrısı, yaralanma, yanık, kesik gibi travmalar sonucu oluşan veya psikolojik kaynaklı ağrılar da ozonla tedavi edilebilmektedir.
Ozonun verdiği yüksek enerji ile yorgunluğa neden olan kimyasal reaksiyonlar önlenir. Yüksek enerjili oksijen, insanların kendilerini zinde ve sağlıklı olarak hissetmelerini sağlar.
Ozon tedavisi beş farklı şekilde uygulanmaktadır.
Sağlıklı günler dileriz...
Diğer Faaliyet Alanlarımız
Yaşlı Bakımevi , Rehabilitasyon Merkezi ve Fizik Tedavi , Kuru İğne Tedavisi
Kuru İğne İntramüsküler Stimülasyon (IMS); Kas-iskelet sistemi ağrılarının en önemli sebebi kas spazmıdır. Kas spazmı birçok ağrı sendromu olarak kendini gösterir.
Bunlar;
Kaslardaki ağrılı spazmlar kaslara ve tendonlara, eklem aralığını daraltarak eklemlere binen yükü artırır. Disklere baskı yaparak fıtıklaşmalara, ağrılı omurga sendromlarına yol açar. Spazm damarsal yapıları da sıkıştırarak ekstremitelerde soğukluk, üşüme, ağrı, ödem gibi belirtilere yol açar. Ayrıca sinirlere olan baskılar sonucu siyatalji (bacak ağrısı), brakialji (kol ağrısı) gibi radikülopatiler oluşturur.
Kuru İğne, İntramusküler stimülasyon (IMS) ağrılı kas spazmlarının tedavisinde kullanılan önemli bir tedavi metodudur. Kuru iğneleme metodu olarakta adlandırılır.
Kuru İğne, İMS çeşitli uzunluklardaki çok ince iğnelerin spazm olan kaslara batırılarak spazmın çözülmesi esasına dayanır.
Kuru İğne, İMS; tek başına bir çok ağrılı hastalığı tedavi etmede yeterlidir.
Kuru İğne, İMS; ilaç tedavisi, fizik tedavi, kaplıca tedavileri, kinezyoterapi (hastalıkların egzersizle tedavisi) gibi tedavi metodları ile kombine edilebilir.
Miyofasial ağrı sendromu (MAS) sebebi bilinmeksizin herhangi bir bölgesel kas-iskelet sistemi ağrısını tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Kaslar ve onunla ilişkili yumuşak dokularda ağrı, hareket kısıtlığı, hassasiyet gibi belirtiler vardır.
Miyofasial ağrıların en önemli sebepleri travmalar, duruş bozuklukları, tekrarlayan hareketler, stres, aşırı kullanım, doğumsal bozukluklar vs.

Kuru İğne, İntramusküler stimülasyon (IMS)
Miyofasial ağrılarının tanısı için herhangi bir test, röntgen, laboratuar bulgusu yoktur. Teşhis genellikle hastanın ifadesine ve hekimin muayenesine göre konulur.
Bel ve boyun ağrıları gibi ağrı sendromları ile hekime başvuran birçok hastada tomografi, MRI gibi ileri görüntüleme yöntemlerinde görülen patolojik değişiklikler ağrının gerçek sebebi olmayabilir.
Miyofasial ağrılarda tedavi oldukça zordur. Sebebi ortaya çıkarmak her zaman kolay değildir. İlaçlar genellikle çok az işe yarar. Kaplıca ve fizik tedavi vs. kısmen fayda sağlar. Egzersizler çok önemli olmakla birlikte, hastaların bu egzersizleri düzenli yaptığını söylemek çoğu zaman mümkün değildir.
Miyofasial ağrı sendromlu hastalarda, spazm olur. Spazm olan kaslar kısalır ve kalınlaşır, aynı zamanda kas içindeki mikrosirkülasyon (dolaşım) bozularak kas iskemisi (oksijensizlik) oluşturur. Kaslarda dokunmaya, sıkmaya ve hareketlere karşı bir hassasiyet vardır.
Ayrıca; kasılan kas tendonları ve tendon yapışma yerlerini (enthesis) gererek, tendopati ve entesopatiye yol açar. Olay kronikleştikçe eklemlerde yozlaşmalar, disk yıpranmaları, tendinitler, nöropati (sinir harabiyeti) gibi patolojiler ortaya çıkar.
Kuru İğne IMS; ABD li DrGunn tarafından geliştirilmiş bir ağrı tedavi metodudur.
Kuru İğne IMS de kasılmış ve kısalmış kasa bir iğne batırılarak bu spazm çözülmeye çalışılır. Bir kasta çoğu zaman çok sayıda ağrılı kasılmış kas demetleri olduğundan çoğu kez, çok sayıda iğneleme yapmak gerekir.
Tekrarlayan veya kronikleşmiş ağrıda spazmla birlikte fibroz doku gelişimi de varsa iğne sayısının ve iğneleme sıklığının arttırılması gerekir. Ancak fibrotik kaslarda olumlu sonuç her zaman mümkün değildir.
IMS ile akupunkturun benzerliği, ikisinde de iğne kullanılmasıdır.
Akupunkturda iğne belli noktalara yapılır ve 20dk kadar beklenir. IMS de ise iğne spazm olan ve olması muhtemel kaslara yapılır ve hemen çıkarılır. Etkisini hemen gösterir.
İMS’de iğne nöroanatomik yapıya göre çeşitli doku derinliklerine yapılır. Kronik kas iskelet sistemi bozuklukları ve bu bozukluklara bağlı ağrıların tedavisinde İMS oldukça etkili bir yöntemdir.
Genellikle haftada 1 veya 2 defa, 6-10 seans arasında yapılır. İMS ağrılı bir yöntem olmasına rağmen sonuçlar oldukça iyidir.
Sağlıklı günler dileriz...
Diğer Faaliyet Alanlarımız
Yaşlı Bakımevi , Rehabilitasyon Merkezi ve Fizik Tedavi , Kuru İğne Tedavisi

Miyofasiyal ağrı sendromu vücudun her bölgesinde görülebilen ve çizgili kasları tutan ağrılı bir durumdur. Ağrılı vücut bölgelerinde bulunan kaslara parmaklar ile hafif bir şekilde bastırıldığında ağrıyı tetikleyen tetik nokta bulunabilir. Tetik noktadaki kas liflerinde elle muayene ile sert kas yapısı tespit edilebilir. Tetik noktaların uyarılması sonucu oluşan ağrı, ağrının bulunduğu bölgeye uzak vücut bölgelerine de yansır.
Miyofasiyal ağrı sendromu kas- iskelet sistemi ağrılarının en sık karşılaşılan nedenlerinden biridir. Erişkinlik döneminde ve kadınlarda daha sık görülür. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, ağrıların gelişiminde ve durumun ağırlaşmasındaki risk faktörlerinden bazıları aşağıda bulunmaktadır.
Miyofasiyal ağrı sendromu tanısında muayene esnasında hastanın anlatacakları ve doktorun yapacağı muayene genellikle yeterlidir. Ağrılı bölgeye parmaklar ile hafif bir şekilde bastırıldığında hassas tetik nokta ve tetik noktadaki kas liflerinde elle muayene ile saptanan sert kas kitlesinin varlığı tanı konulmasına yardımcı olur. Tetik noktaların uyarılması ile ağrı, ağrının bulunduğu bölgeye uzak vücut bölgelerine yansıyabilir.
Tetik nokta, kasın içindeki ya da fasiyada bulunan ve dokunma ile ağrı hissedilen noktadır. Bu noktaya elle dokunulduğunda hastada bir sıçrama ve bölgesel seğirme belirtisi olabilir. Bu belirtiler tanıda önemlidir.
Kas dokusunda fonksiyonel bir çalışma kusuru olarak ortaya çıkan miyofasiyal ağrı sendromu, kalıcı yapısal bozukluklar oluşturmaz. Ancak uzun süren ve tedavi edilmeyen vakalarında kas yapısı mikro düzeyde harabiyet bulguları gözlemlenir.
Miyofasiyal ağrı sendromu tedavisindeki amaçlar; ağrının giderilmesi ve yeterli kas gücünün sağlanması ve tam hareket açıklığının sağlanmasıdır.
Kuru iğneleme; miyofasiyal ağrı sendromunun tedavisinde kullanılan yöntemlerden biridir. İğne, anormal fonksiyon gösteren kasılmış ve kısalmış kaslara batırılır.
Sağlıklı günler dileriz...
Diğer Faaliyet Alanlarımız
Yaşlı Bakımevi , Rehabilitasyon Merkezi ve Fizik Tedavi , Kuru İğne Tedavisi